New Health Media Kurucusu Emre Recep Beşkardeş, 2025 yılı için sağlık turizmi trendlerini kaleme aldı. Beşkardeş, sağlık turizminin genel durumunu değerlendirdiği New Health Media internet sitesindeki yazısında Türkiye’nin konumuna ilişkin de çarpıcı tespit ve önerilerde bulundu.
2025’te Sağlık Turizminin Genel Durumu ve Türkiye’nin Konumu
Son yıllarda sağlık turizmi, Türkiye’nin en hızlı büyüyen ve en fazla döviz kazandıran sektörlerinden biri haline geldi. Ancak bu büyüme büyük ölçüde “uygun fiyat” stratejisine dayalı olarak gerçekleşti. 2025 itibarıyla artık bu algının değişmesi ve Türkiye’nin yalnızca ekonomik avantajlarıyla değil, aynı zamanda sunduğu kaliteli sağlık hizmetleriyle de öne çıkması gerekiyor.
Özellikle uluslararası hastaların güvenini artırmak, sektörün sürdürülebilir büyümesi açısından kritik bir konu. Bu noktada, komplikasyon sigortalarının yaygınlaşması büyük bir fark yaratabilir. Tedavi sonrası yaşanabilecek olası sorunlarda hastaların kendilerini güvende hissetmesi, Türkiye’yi küresel sağlık turizmi pazarında çok daha rekabetçi bir konuma taşıyacaktır.
Bununla birlikte, hasta ile doğrudan temas kurmak artık bir zorunluluk haline geliyor. Türkiye’de faaliyet gösteren sağlık turizmi şirketleri, yalnızca dijital reklam ve aracı firmalarla değil, yurt dışında fiziksel ofisler açarak ya da belirli günlerde sabit noktalarda hasta danışmanlığı yaparak doğrudan hedef kitleye ulaşmalı. Bu adım, sadece hasta güvenini artırmakla kalmayıp, aynı zamanda markalaşma sürecini de hızlandıracaktır.
Türkiye’de Sağlık Turizminin Geleceği: Güçlü Yönler ve Zorluklar
Türkiye, sağlık turizmi alanında dünya çapında tercih edilen ülkelerden biri olmayı sürdürüyor. Bunun en büyük nedeni; modern hastaneleri, ileri teknoloji ile donatılmış tıbbi ekipmanları ve dünya standartlarında uzman doktorlarıyla güçlü bir sağlık altyapısına sahip olması. Avrupa’daki sağlık sistemlerinde yaşanan uzun bekleme süreleri ve yüksek maliyetler, Türkiye’yi cazip bir alternatif haline getirmeye devam ediyor.
Ancak sektörün önünde ciddi zorluklar da var. Avrupa medyasında Türkiye’ye karşı yürütülen olumsuz haberler ve dezenformasyon kampanyaları, potansiyel hastalar için caydırıcı bir unsur olabiliyor. Diğer bir önemli sorun ise sektördeki kontrolsüz büyüme. Sağlık turizmine olan yüksek talep, birçok merdiven altı işletmenin ortaya çıkmasına neden oldu. Özellikle Avrupa ve ABD pazarlarında güven oluşturmak istiyorsak, bu tür kayıt dışı faaliyetlerle daha etkin mücadele etmemiz şart.
Markalaşma ve Merdiven Altıyla Mücadele: Komplikasyon Sigortaları ve Aftercare Süreçleri
Sağlık turizminde kaliteli hizmetin sürdürülebilir olması için markalaşma kritik bir konu. Bugün, Türkiye’de birçok hasta hala fiyat odaklı bir yaklaşımla sağlık hizmeti seçiyor. Ancak kaliteli bir sağlık hizmetinin “ucuz” olamayacağı gerçeğinin daha iyi anlatılması gerekiyor. Bunun için, sadece yetkili sağlık turizmi kuruluşlarının tanıtım yapmasına olanak tanıyan bilinçlendirme kampanyaları düzenlenmeli.
Sağlık turizminde sürdürülebilir büyümenin en önemli unsurlarından biri markalaşma. Ancak kaliteli hizmetin ön plana çıkması için sektörün en büyük sorunlarından biri olan merdiven altı işletmelerle de etkin şekilde mücadele edilmesi gerekiyor.
Gerçekleri görmezden gelemeyiz: Resmi verilere göre sağlık turizmi gelirleri 3 milyar dolar seviyesinde açıklanıyor, ancak sektörün gerçek hacminin en az 10 milyar dolar olduğu tahmin ediliyor. Bu, merdiven altı işletmelerin ciddi bir hasta sirkülasyonuna sahip olduğunu gösteriyor. Bu yapıyı ortadan kaldırmanın yolu yasaklar değil, kaliteyle rekabet etmek ve güvenilir markalar yaratmaktan geçiyor.
Merdiven altı işletmelerin en büyük dezavantajı, komplikasyon sigortası gibi hastaya güvence sağlayacak sistemleri sunamamaları. İşte bu noktada, komplikasyon sigortaları Türkiye’nin sağlık turizminde fark yaratacak en güçlü araçlarından biri olabilir. Hastalar, yalnızca tedavi sürecinde değil, sonrasında da güvence altında olduklarını bilmek isterler. Bu bilinç yerleştiğinde, hastalar merdiven altı işletmeler yerine, sigorta güvencesi ve profesyonel bakım sunan yetkili sağlık turizmi kuruluşlarını tercih edecektir.
Türkiye’de tedavi olan bir hasta, sadece işlem sırasında değil, tedavi sonrasında da güvende olduğunu bilmeli. Bunun için aftercare (tedavi sonrası bakım) süreçlerine daha fazla yatırım yapılması gerekiyor. Türkiye, sadece “hasta getiren” bir ülke değil, aynı zamanda “hastanın yanında olan” bir ülke haline gelmeli.
Devlet Destekleri ve Uluslararası Rekabet: Teşvikler, Regülasyonlar ve Rakip Ülkeler
Sağlık turizmi sektörü bugüne kadar önemli devlet teşvikleriyle desteklendi. Ancak artık teşviklerin yalnızca maddi destekten ibaret kalmaması, Türkiye’nin küresel imajını güçlendirecek stratejik adımların atılması gerekiyor.
Özellikle İngiltere gibi ülkelerde Türkiye aleyhine yürütülen dezenformasyon kampanyalarına karşı devlet eliyle bir medya stratejisi geliştirilmesi şart. Bu görev, USHAŞ gibi kurumlar tarafından üstlenilebilir.
Bir diğer kritik nokta ise regülasyonların gözden geçirilmesi. 2024’te Türkiye’ye 62 milyon turist geldi ve bu turistlerin önemli bir kısmı potansiyel sağlık turizmi hastası olabilir. Ancak mevcut mevzuatlar nedeniyle, ülkeye gelen turistlere doğrudan sağlık turizmi hizmetleri tanıtılamıyor. Bu kısıtlamaların esnetilmesi, sektörde büyük bir dönüşüm yaratabilir.
Örneğin, Antalya’da bir billboardda şu tür bir mesaj vermek neden sorun olsun?
“Did you know hair restoration is a simple 2-day procedure? How about returning to your country with a brand-new look?”
Böylesi basit bir mesaj bile, Türkiye’nin sağlık turizminde ne kadar büyük fırsatlar sunduğunu anlatmaya yeter.
Yeni Trendler: Wellness ve Longevity
2025 yılı itibarıyla wellness ve longevity (uzun yaşam ve yaşlanma karşıtı tedaviler) alanında büyük bir yükseliş bekleniyor. Artık sağlık turizmi yalnızca tedavi odaklı değil, bireylerin sağlıklı bir yaşamı uzun vadede sürdürebileceği hizmetler sunan bir yapıya dönüşüyor.
Türkiye’nin wellness ve longevity turizmine yönelik yatırımlar yapması ve bu alanda altyapısını geliştirmesi kritik önemde. Özel hastaneler ve sağlık turizmi kuruluşları, yalnızca cerrahi işlemler sunmak yerine, uzun vadeli sağlık programları oluşturarak hastalarına kapsamlı çözümler sunmalı.
Türkiye’nin Rekabet Gücünü Koruması İçin Atılması Gereken Adımlar
Türkiye’de sağlık turizminin daha sistematik ve sürdürülebilir bir yapıya kavuşması için sektörün devlet tarafından daha etkin bir şekilde yönetilmesi gerekiyor. Şu anda sağlık turizmi üç farklı bakanlık (Sağlık Bakanlığı, Kültür ve Turizm Bakanlığı, Ticaret Bakanlığı) tarafından yönetiliyor ve bu durum sektörde koordinasyon eksikliğine neden oluyor.
Belki de artık sağlık turizmini tek bir çatı altında toplayacak özel bir bakanlık ya da Cumhurbaşkanlığı’na bağlı bir yapı oluşturmanın zamanı gelmiştir.
Özel sektörün de bu dönüşümde büyük bir rol oynaması gerekiyor. Markalaşma, kalite odaklı hizmet anlayışı ve hasta memnuniyetine dayalı bir strateji ile Türkiye, sağlık turizminde küresel liderliğini pekiştirebilir.
Sonuç olarak, 2025 ve sonrasında başarı için en önemli üç unsur şunlar olacak:
- Güven odaklı yaklaşım (Komplikasyon sigortaları, aftercare süreçleri)
- Kaliteye dayalı hizmet modeli (Markalaşma, yetkili kuruluşların ön plana çıkarılması)
- Hasta ile sürekli iletişim (Yurt dışı ofisler, bilinçlendirme çalışmaları, düzenleyici değişiklikler)
Bu adımları doğru atarsak, Türkiye sağlık turizminde sadece bölgesel bir güç olmaktan çıkıp, küresel bir marka haline gelebilir.
New Health Media olarak, etik kurallara uygun, bilimsel temellere dayalı ve hasta odaklı bir dijital pazarlama stratejisi ile sağlık sektöründe fark yaratmanızı sağlıyoruz. Başarıya giden yolda doğru adımları atmak ve dijitalde güçlü bir varlık oluşturmak için bizimle iletişime geçebilirsiniz!